28 Mayıs 2011 Cumartesi

"Kadının Fendi"

Ezelden beri tartışma konusudur aslında kadının toplumdaki yeri. Çok eskilere gidersek o yer kocanın yanıdır, az yaklaşırsak evin dört duvarıdır, daha da yaklaşırsak çocuklarının yuvasıdır. Modern zamanımıza baktığımızda bu konuya daha ılımlı yaklaşıldığını görmekteyiz. Öncelikle artık ev hanımı tamlamasının kullanımı azalmaktadır. Aile içerisindeki ekonomik sıkıntıların büyümesiyle, ata-erkil ailelerde bile kadının meslek sahibi olması söz konusu olmaktadır. Çalışan kadın, öğrenen, öğrenmeye devam eden, toplumdaki en ufak bir değişikliği bile yakalayan kadındır.

Bedeni şimdiki zamanımızda bulunan, beyni geçmişte kalmış olan erkekler, günümüzde de ne yazık ki kadınları bastırmaktadır. Çoğu zaman bu uygulama aile içi şiddetle sonlanır. Peki bunun bir çözümü yok mu? Bir sürü sivil toplum kuruluşu, yardım vakıfları kadına şiddete son vermek için çalışmalar düzenlemekte. Tabi bizim ülkemizde bunların işe yarar olabilmesi için siyasilerin olaya karışması beklenir. Ne yazık ki bu zamana kadar kurulan hiçbir hükümet kadına yönelik şiddeti bitirmek adına etkili yaptırımlarda bulunmamıştır. Oysa kadın eğitim merkezleri açmak, buraları takip etmek, hastanelerde bu konuyla ilgili birimler oluşturmak, kadının haklarını bilmesini sağlamak ve korkusunu yenmeye yardımcı olmak yapılması zor şeyler değildir.

Şiddet gören kadın karakola sığınıp tekrardan eşini beklemek zorunda kalmamalıdır. Bazıları bunu aşmak için erkeklere de eğitim verilmesini istemekte. Kesinlikle haklılar, ancak kadının eğitilmesi daha önemlidir. Öyle ki şiddet uygulayan adamları da doğuran kadındır. Onların ilk eğitimini verecek olan da kadınlardır.

Kadın, artık her alanda var olabileceğini kanıtlamıştır. Kadın-erkek eşitliği denilen olay gün geçtikçe gelişme göstermektedir. Bu gelişmenin devam edebilmesi için de bilinçli bir topluma ihtiyaç duyulmaktadır. " Kadın ne anlar ondan! " gibi cümleler artık tarihe karışmalıdır. Kadının önünü açmak hem insanlık için hem de toplumumuz için en doğru olanıdır.

24 Mayıs 2011 Salı

"Hayata Anlam Katan Şey; Dost"

Sevgili yerine koyarız biz dostu, hayattır, değişilmezdir, vazgeçilmezdir. Pes ettiğinde seni kavgaya döndürendir, yaşama sebeplerinden biridir. Yanında olmasan bile yanında olandır. Her düşüncede o vardır, onu ilk düşünen sensindir ya da düşüncesinden şüphe eden. Bu yüzden kırılır dallarımız heralde. Ama can, dost olmuş bir kere, boşvermez bu bünye onu bile bile..

23 Mayıs 2011 Pazartesi

"Grup Yorum"

Kimisi çok sever onları, kimisi de uzak durur.
Kim ne derse desin, onlar diğerlerinden her zaman farklı olmuştur. Bu işe başladıklarında tek amaçları, halkın sesi olmaktı. Öyle de oldu zaten, ama yerinde sayarak değil, dolu dolu, gittikçe dozu artarak, her bünyeye ulaşan ses oldular. Peki onlar kimdir?
Bazen hiç tanımadığın biriyle paylaştığın ekmektir Yorum, bazen de haksızın karşısında sıktığın yumruk. Munzur'da akan çaydır, Dersim'de yanan ateş, madenden gelen ışıktır, Taksim'deki işçi.. Mahir'dir, Deniz'dir, Sinan'dır, Hüseyin'dir, Nazım'dır, Ulaş'dır... Kısacası Umut'tur Yorum, ateşin çocuklarının gözlerinde yanan.
Senelerdir üzerlerinde yıldırma politikaları uygulanmakta, ama onlar hala savaşıyor, hala kavganın sesi. Kimse sanmasın ki Yorum böyle oyunlarla yok edilir. Grup Yorum üyeleri tutuklanmakla bitmez, öyle ki Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nu hınca hınç dolduran tek grup onlar, İnönü'de 60 bin, Bakırköy'de 120 bin.. Haydi tutuklayın ardından gelenleri. Bir tanesi bile başeğmez zulümlere.
Yorum anlatılmakla bitmez, onları daha iyi tanımak istiyorsanız çok zahmete gerek yok, kulak verin hayata, sokaklara, meydanlara. Direnen yaşamın her köşesinde onlardan bir iz vardır.
Grup Yorum onurumuzdur.

22 Mayıs 2011 Pazar

"2011 Seçimleri Hits"

Seçimlerin yaklaştığını nereden anlar insan? Gürültü kirliliğinden.. Madem böyle bir kirlilik var hayatımızda ben de bu kirliliğin ne anlatmak istediğini anlamak isterim. Birkaçını ele alacak olursak:

Akp: Şöyle diyor seçim müziğinde "düşünmeden ver oyunu akp'ye". Düşünürsen ceplerinin nasıl dolduğunu, toplumun nasıl yozlaştığını, dinin nasıl sömürüldüğünü, fakirin nasıl daha çok fakir olduğunu anlarsın, sakın haa düşünme. Gerçi biz müstahak müstahak yaşıyoruz belli zaten kimselerin düşünmediği. Geçenlerde rastlaştığım bir teyze şunları söylüyor " kim namaz kılıyorsa oyumu ona veririm, hakkımı yiyorsa da öbür tarafta cezasını çeker." Ahh be teyzem sen önce burada ara hakkını, senin dinin kendini ezdirmeni emretmiyor.

Mhp: Akp'ye karşı bir rap müziğiyle çıkmış sahnelere. Şöyle diyor o da akp için şarkının bir yerinde, "milleti birbirinden ayırma partisi..." Çok eskiye değil yakın geçmişe bakarsak milleti birbirinden ayırıp, birbirine düşürenin hangi hareketten olduğunu biliriz heralde. Seçim vaadleri çok kısır kalmış belli ki, it dalaşına fazla dalmış liderler. Evlerde çocuklar, nerede püskevitler? Bu makara da bir şeyi görmemizi engelledi aslında; cümlenin tamamını. Çocuk babasına benim niye püskevitim yok diyemez bu ülkede, o bilir ki zaten babasının da yiyeceği bir ekmeği yok.

Chp: Onur Akın bestelemiş müziğini Kılıçdaroğlu için. Nakaratında şu sözler geçiyor " geliyor geliyor Kılıçdaroğlu, hem temiz hem dürüst bir insanoğlu..." Memleketimizin çakma solcu partisinin genel başkanı kendisi için hazırlanmış olan Zazaca yazılmış bir pankartı, Akp ona karşı kullanmasın diye indirtti. Tayyip her yerde onlar alevi diyor. Ama nedense Kılıçdaroğlu'nun "ben aleviyim" dediğini daha duyamadık. Sadece "Dersimliyim" demekle yetiniyor, dürüst insanoğlu. Bütün parti kurban olsun Dersim'e.

Özetle diyorlar ki bize; önümüzdeki dört yıl boyunca sizi kim sömürsün?
Haydi Türkiye Seçime.

20 Mayıs 2011 Cuma

"Koy Bir Kadeh Siyanür"

Kütahya'da, Eti Gümüş A.Ş.'ye ait maden işletmesinde atık depolama barajı 7 Mayıs'da yıkıldı. Siyanürün çevreye yayılma ihtimali yok sayıldı.
20 Mayıs'da Kütahya'da deprem oldu, siyanürün çevreye yayılma ihtimali yok sayılmak üzere. Toplu ölümler başladığında siyanürün çevreye yayılma ihtimali var sayılacak heralde.
Bölgede yapılan araştırmaların sonucu ulaşamayacağımız yerlerde. İçme suyuna siyanürün karışma ihtimali karşısında ortalık sakinleştirilmeye çalışılıyor. Yine bir bakan gelip sudan içerse halk tatmin olacak gibi duruyor. Tabi yerse/içerse..

19 Mayıs 2011 Perşembe

"Benim Adım Şifre"

Bu devirde diploma büyük ihtiyaç, herkes okumaya diplomaya muhtaç..
Önce okul kazanma dertleri, sonra okulu bitirme, sonra da yükselebilme. İlk emeğimizdir okumak. Emeğin karşılığı da bilgili olduğunu söyleyen diplomayı almak. Hangimiz istediğimiz bölüme gittik, hangimiz istediğimiz mesleği seçtik? Bir kağıt parçası mı söyleyecek ne olacağımızı? Çoğu kişi bitirmek için okuyor okulunu. Bizi bir şeyler öğrenmeye iten sistem yok ortada. Derler ya hani çocuğun içinde varsa yapar. Tamamen yalan! Bir kere çocuğun eğiliminin olması için teşvik ettirici şeylerin olması gerekir. İşsiz olmak için okuduğunu bilir zaten çoğu öğrenci. Yine de bir şeyler öğrenmek, o diplomadaki notlardan daha önemlidir. Bir yerlere gelebilmek için değil, bir yerlere gelebilmeyi hak etmek için okunmalı okul.
Gelelim şifre muhabbetine.. sen benim hakkımı yemişsin, sen benim emeğimi sömürmüşsün, savunmansa “ şifre var, kopya yok” gibi salak saçması bir şey olmuş. Bütün bu olaylar yüzünden en azından bir tane öğrencinin intihar ederek hayatını kaybettiğinden kimsenin haberi var mı? Hayatlarının en güzel yıllarını bir sınav için harcayanlara sadece özür dileriz denildi. O kadar öğrencinin hayatını etkileyen soruşturma devam ederken başka sınavda da şifre ortaya çıktı. Bu nasıl bir pişmiş kelleciliktir? Şimdi herkes kendince yorum yapıyor. Kimisi öğrenciler Ali Demir’in elini öpsün diyor, kimisi de ben tatmin oldum. Sen mi girdin be adam o sınava, sen mi feda ettin senelerini? Asıl komik olansa milli eğitim bakanının bu konu hakkında yorum yapmaması. Şu an gündemde seçimler var, yavaş yavaş unutulacak yine olanlar. Bütün bunları sindirebilene müstahak tabi. Ama canına kıyanın umurunda mı seçimler, ya hakkının peşinde koşanın…
Bu tür sorunlar kriz ortamını kaynatır, ucunun dokunduğu herkes artık öğrenmeye başlar. Umarım..

18 Mayıs 2011 Çarşamba

"Blog'a Giriş"

İnternet, çağımızın sosyal paylaşım aracı. Bazılarımız için bağımlılık, bazılarımız için araç. Küreselleşmenin belki de en büyük oyuncağı. Öyle ki, msn denen zırvalıkla dünyanın öbür ucundaki biriyle iletişim halinde olabiliyorsun, feysbuk'la öbür kıtalarda ne olmuş ne bitmiş öğrenebiliyorsun. Haberleri takip edip, yorumlar yapıyor, hatta kendin bile haber yazabiliyorsun. Peki bunları yaparken kendine ne katıyorsun? Elbette ister istemez birşeyler kazanıyorsun, ancak bu kazanımların farkında mısın? Düz ekran üzerinden kurduğun iletişim oldukça zahmetli olmaktadır. Yok yok aslında gayet basittir, ama zahmetli olmalıdır. Anlatılmak istenilen şeyler, istenilen şekilde iletilmeyebilir. O anki ruh hali ya da oluşan bir tavır karşı taraf açısından bilinmez ve bu da yanlış anlaşılmaya yol açabilir. Onun için klavye delikanlısı olmamak adına yazılanlara dikkat edilmelidir. Bu bir bakıma aradaki yakınlığı, sıcaklığı öldürür. İşte bu fark sanal hayat ile sosyal hayatın tam ortasında durmaktadır. Sanala olan bağımlılık dehşet verici boyutlara ulaşmıştır. Sosyal hayattaki girişimler, sanaldaki girişimlerden daha az olmaktadır. İnsanlar, o yakınlık hissinin verdiği hazzı kaybederek sanala yönelmektedir. Toplumda var olabilmek, daha doğrusu varlığını hissettirebilmek adına, toplum içerisinde toplum için bir şeyler yapılmalıdır. Ben yaşıyorum diyen kimse kendini toplumdan soyutlayamaz. En fazla geri planda durur. Ancak yine de o toplumun bir parçasıdır. Bu yüzdendir ki, sanal alem farklı bir dünya olmamalıdır. Sosyal yaşamı daha yaşanılabilir bir hale getirmek için kullanılmalıdır. Sosyal hayata etki etmeyen bir sanal etkinlik gittikçe yozlaşmaya yol açabilmektedir. Bu kadar eleştiriden sonra bana da derler sen neden kullanıyorsun diye. Açıkçası ben daha yeni yeni öğrenmekteyim. Elimden geldiğince uzak durmaya çalışıyorum ama bir noktada da ona mecbur kalıyorum. İşte bu sebeple ben de yazıyorum. Ama ne yaptığımın, ne için yaptığımın farkında olarak. Sosyal hayat için var olan Blog'a selam olsun.